20 Temmuz 2019 Cumartesi

İlk Güzellik Yarışmamız- Osmanlı artık bitmiştir !


:TESETTÜR(ÖRTÜNME):


:TESETTÜR(ÖRTÜNME):


         
İSLAMDA,HİRİSTİYANLIKTA VE MUSEVİLİKTE TESETTÜR(ÖRTÜNME)             

İslam dini Hz.Adem zamanından beri var.Hz.Adem’de ibadet ediyordu.Oruç tutuyordu. Daha sonra gelen Peygamberler de ibadet yaptılar.Allah’ı zikr ettiler. İslam dini mensubları yani müslümanlar  zaman içersinde azaldığı dine hurafeler ve bid’at lar karıştırıldığı zamanlarda Allah bir uyarıcı olarak muhakkak bir peygamber göndermiştir.    


Gelmiş ve geçmiş  bütün peygamberler İslam peygamberleridir.
İslamiyet Hz.Muhammed(S.A.V) ile doğmamıştır.Nitekim peygamberimize peygamberlik gelmeden önce Arabistan yarım adasında bir avuç topluluk İslamı,tevhid dinini yaşıyorlardı.Haniftiler(şimdiki sapkın Hanifçilerle karıştırmıyalım)Hz.İbrahim’in dinini yaşıyorlardı. Müşrik değillerdi.   


Hz.Muhammed(S.A.V) bozulmuş,tahrif edimiş,hurafeler karıştırılmış bir dini yeniden canlandırmıştır.Hurafeleri, batıl inançları ortadan kaldırmıştır. O zamanki müşriklere doğru yolu göstermiştir.Büyük çoğunluğun hidayetine vesile olmuştur.


Tesettür Hz.Havva'da vardı.Hz.Meryem'de de.Bütün peygamberler eşlerinde ve annelerinde tesettür vardı.


Rahibeler çarşafa benzer bir kıyafet giymekteler.Bu kıyafetleri giymelerinin sebebi örnek aldıkları Hz.Meryem'inde böyle giyinmesi.
Ortodoks Musevilerinde çarşaf giymelerinin sebebi Hz.Musa(a.s)'ın eşinin ve annesininde çarşaflı olması.


Museviler ile ortak inançlarımız var.Mesela onlar domuz eti yemezler.Çocuklarını sünnet ederler.Örtünmede de benzerlikler var.Musevilerde ortodoks Yahudilerin kadınları çarşaf giymekteler.




NUR SURESİ 31.AYET: 

“Mümin kadınlara da söyle:Gözlerini(harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar ;zinetlerini(süslerini)açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görünen hariç.Başörtülerini,yakalarının üstünü(kapatacak şekilde)koysunlar.Süslerini,kendi kocalarından ya da babalarından ya da kocalarının babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.Gizledikleri süsleri bilinsin diye(topuklu ayakkabı ile)ayaklarını yere vurmasınlar.Hep birlikte Allah’a tövbe edin.Ey!Müminler,umulur ki felaha bulursunuz.”   



 AÇIKLAMA: 


Bir tefsire göre,süsten maksat,süs yerleridir.(Envâru’t-Tenzil) Süs Yerleri: Kulaklar,saçlar,boyun.(Kulaklara takılan küpeler,saçlara takılan tokalar,bantlar,boyuna takılan gerdanlıklar,birer süstür)   İslam öncesi cahiliye günlerinde kadınlar,başları açık dolaşırlardı.Bazıları başın arkasından bağlanan bir tür başlık kullanırlardı.Gömleğin yakasıda, boynun önünü ve göğsün üst kısmını dışarıda bırakacak şekilde açılırdı. Göğüsleri örtecek gömlekten başka bir şey yoktu ve saçlar bir veya iki çift örgü halinde arkaya bırakılırdı.

(El-Keşşaf,cilt:2.sh.9,İbn Kesir,c:3,sh:283-284) 




Bu ayet inince müslüman kadınlar başlarını,göğüslerini ve sırtlarını bütünüyle örten bir başörtüsü takmaya başladılar.Müslüman kadınların bu hüküm karşısındaki davranışlarını Hz.Aişe(r.a)canlı bir biçimde anlatır. “Nur Suresi inip, halk muhtevasını Hz.Peygamber’den öğrenince doğru evlerine koştular ve ayetleri,karıları ve kız kardeşlerine okudular” der ve ilave eder: “Ayetlere anında cevap geldi.Ensar kadınları hemen kalkıp,ellerine geçen bez parçalarından başörtüleri yaptılar.Ertesi sabah namaz için Mescid-i Nebevi’ye gelen tüm kadınlar baş örtülüydüler” Bir başka rivayette,Hz.Aişe ince bezlerin bırakılıp, bu amaçla kadınların kalın bez seçtiklerini anlatır.

(İbn Kesir,cilt:3,sh:284, Ebu Davud)  





AHZAB SURESİ 59.AYET: 

“Ey peygamber! Kendi hanımlarına,kızlarına ve Müslüman kadınlara de ki(bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman)dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu onların(iffetli:Âr,namus,hayâ duygusu)tanınmaları,eziyet edilmemeleri için daha uygundur…”




“Kadın avrettir(örtünmesi gerekli mahremlerdendir).Dışarı çıktığı vakit, şeytan onu takip eder.Kadının Allah’a en yakın hali,evinde bulunduğu zamandır”              
  
(HADİS-İ ŞERİF)  (Et-Tergib ve’t-Terhib,1/227)   





NUR SURESİ 60.AYET: 

“Evlenme arzusu,kalmamış oturan(ihtiyar)kadınların,kasden süs göstermeye çalışmadan dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur.Ama sakınmaları,kendileri için daha hayırlıdır.Allah işitendir, bilendir”  

7 Şubat 2019 Perşembe

İSLAM'I BİTİRİYORUZ.



İSLAM'I BİTİRİYORUZ.




1932 yılında bir dünya güzeli arz-ı endam ediyordu. Evet, yanlış duymadınız, bir dünya güzeli,hem de ilk Türk Dünya Güzeli Keriman Halis Ece.

Kısaca Keriman Halis hanımdan ve yarışmadan bahsedelim.

Kurulma ânından itibaren milletin inancına savaş açan Cumhuriyet idaresi, benimsemiş olduğu devlet
ahlakını bizlere M. Kemal’in emriyle Cumhuriyet Gazetesi’nde 125 gün boyunca mayolu fotoğrafları ve çıplaklığı teşvik eden neşriyatı yaparak göstermiştir. 7 Mart 1929’da başlayan bu müstehcen yayın, 21 Haziran 1929 tarihinde tamamlandıktan sonra 3 Eylül 1929 günü ilk güzellik yarışması yapıldı ve sabık(eski) Balıkhane nâzırlarından(Bakanlarından) Mehmet Tevfik Bey’in torunu Feriha Tevfik Hanim ilk “Türkiye Güzeli ” seçildi. 1930 yılında Mübeccel Namık ve 1931 yılında da Nâside Saffet hanımların kazandıkları yarışmalar takip etti.

1932 yılında dördüncüsü düzenlenen yarışmaya Keriman Halis Hanım katılmıştı. O tarihlerde yapılan
yarışmalarda, adayların büyük ekseriyetini iyi ve tanınmış ailelerin kızları teşkil ederdi. 3 Temmuz 1932 günü İstanbul’da yapılan yarışmada, elliyi aşkın aday arasında Keriman Halis Hanım, jürinin kararıyla “Türkiye Güzeli” seçildi. Keriman Halis Hanım, o ayın sonunda Brüksel’de yapılacak Dünya Güzellik Yarışması’nın hazırlıklarına girişti derhal. 1932 yılının “Dünya Güzellik Yarışması”, 31 Temmuz günü Brüksel’de yapıldı. 28 milletin güzellerinin katıldığı bu yarışmada jüri, “Türkiye Güzeli” Keriman Halis’i “Dünya Güzellik Kraliçesi” seçti. Bu tablodan ötürü iftihar eden M. Kemal, Keriman Halis yurda döndükten sonra kendisine “Ece” soy ismini verir. O günden itibaren “İlk Türkiye Dünya Güzeli Keriman Halis Ece” olarak anılmaya başlanmıştır.

Şimdiye kadar anlatılan hikâyenin seyri günümüz “aydın” zihniyetine göre gayet normal gelişti. Lâkin aynı hikâyeyi orada bulunmuş ve her şeyi temaşa etmiş olan Halid Turhan Bey’den dinleyelim.

Hâlid Turhan Bey Hatıraları’nda Keriman Hâlis Ece’nin dünya güzeli seçilmesini şu şekilde anlatıyor:

1932 senesinde Cumhuriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi.

Jüri Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu:

“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın ve Hıristiyanlığın zaferi için kaldıracağız.”

Diriliş Postası

BU SICAKTA